Mardinli Kürt sanatçı kimdir? Mardin’in taş sokaklarından sahnelere uzanan renkli hikâyeler
Mardin’in sesi neden bu kadar farklı?
Bazı şehirlerin sesi vardır. İstanbul’un sesi biraz korna, biraz telaş, biraz da “abi metrobüs yine dolu” serzenişidir. İzmir’in sesi ise çoğu zaman deniz kokusuyla karışan rahat bir kahkaha gibidir. Ben İzmir’de yaşayan 25 yaşında biri olarak bunu çok iyi bilirim. Arkadaşlarla sahilde otururken konu bir anda hayatın anlamından en sevdiğimiz tostçuya kadar uzanabilir.
Ama Mardin’in sesi başka bir şeydir.
Mardin’in sesi taş duvarlardan yankılanan bir türkü gibidir. Eski sokaklarda yürürken sanki her köşe başında biri geçmişten bir hikâye anlatacakmış gibi hissedersiniz. O yüzden “Mardinli Kürt sanatçı kimdir?” sorusu aslında sadece bir isim arayışı değildir. Bu soru, bir coğrafyanın kültürünü, dilini, müziğini ve insan hikâyelerini anlamaya açılan küçük bir kapıdır.
Çünkü Mardin’den çıkan sanatçılar sadece sahneye çıkmaz; beraberlerinde bir şehrin kokusunu, anılarını ve duygularını da taşırlar.
Ben bazen bunu düşünürken kendime gülerim. İzmir’de oturmuşum, elimde çay, telefonumda müzik listesi açık… Büyük büyük kültür analizleri yapıyorum. Beş dakika sonra da “Acaba buzdolabında dün aldığım yoğurt hâlâ sağlam mı?” diye hayatın en kritik araştırmasına geçiyorum.
İnsan dediğin biraz böyle değil mi zaten? Bir yandan dünyayı anlamaya çalışıyor, diğer yandan kaybettiği kumandanın peşine düşüyor.
Mardinli Kürt sanatçı kimdir? Bir isimden çok daha fazlası
Mardinli Kürt sanatçı denildiğinde akla gelen isimlerden biri Ahmet Kaya değildir; çünkü Ahmet Kaya aslen Malatyalıdır. Bu ayrımı yapmak önemlidir. Sanat dünyasında bazı isimler belirli şehirlerle veya kültürlerle anılsa da gerçek biyografiler bazen farklı hikâyeler anlatır.
Mardin denildiğinde ise özellikle Kürt müziği, dengbêjlik geleneği, halk ezgileri ve yerel kültürün etkisiyle yetişen birçok sanatçı öne çıkar. Bu isimler arasında Ciwan Haco gibi Kürt müziğinin önemli temsilcileri, Mardin ve çevresindeki kültürel mirasla sık sık birlikte anılır.
Fakat burada asıl mesele tek bir kişiyi bulmak değildir. Çünkü Mardinli Kürt sanatçı kimdir? sorusunun cevabı bazen bir kişiden ziyade bir geleneği anlatır.
Bir düğünde çalınan eski bir ezgi…
Bir büyükannenin torununa söylediği ninni…
Bir sokak arasında yankılanan uzun hava…
Bunların hepsi aslında sanatın farklı yüzleridir.
Benim aile ziyaretlerinde gözlemlediğim bir şey var. Büyükler bazen öyle bir hikâye anlatır ki, Netflix dizisi senaryosu yanında mahalle sohbeti gibi kalır. Tek fark, onların elinde senarist kalemi değil, yılların hafızası vardır.
Mardin’in sanat kültürünü besleyen büyük miras
Dengbêjlik geleneği ve sözün gücü
Mardin ve çevresindeki Kürt kültüründe sözlü anlatım geleneğinin çok güçlü bir yeri vardır. Dengbêjler, yaşanmışlıkları, aşkları, ayrılıkları, savaşları ve günlük hayat hikâyelerini sesleriyle aktarırlar.
Bir anlamda eski zamanların podcast yayıncıları gibidirler.
Tek farkları mikrofon yerine güçlü bir hafızaya sahip olmalarıdır.
Düşünün; bugün birçok kişi telefon rehberindeki numaraları bile hatırlamakta zorlanıyor. Ben bazen kendi banka şifremi unutuyorum, sonra güvenlik sorusu geliyor: “İlk evcil hayvanınızın adı nedir?”
Ben: “Beş dakika önce biliyordum ama şu an hayatımın en büyük sınavı gibi.”
Ama dengbêjler yıllarca hikâyeleri hafızalarında taşımış insanlar.
Bu bile başlı başına büyük bir sanat disiplinidir.
Mardin’in çok kültürlü yapısı
Mardin sadece tek bir kültürün değil, birçok farklı kimliğin bir arada yaşadığı tarihi bir merkezdir. Süryaniler, Kürtler, Araplar ve farklı toplulukların izleri şehrin mimarisinde, mutfağında ve müziğinde görülür.
Belki de Mardin sanatının etkileyici olmasının nedeni budur.
Çünkü şehir tek bir renkten oluşmaz.
Bir tablo düşünün. Sadece tek renk kullanılırsa güzel olabilir ama biraz eksik kalır. Asıl büyüleyici olan farklı renklerin bir araya gelmesidir.
Mardin de biraz böyle.
Taş evleri, dar sokakları ve farklı dillerin yan yana duyulduğu atmosferiyle sanatçılara güçlü bir ilham kaynağı olur.
Sanatçıların hikâyelerinde Mardin’in izi
Bir sanatçının nereden geldiği, onun ürettiği eserlere mutlaka bir şekilde yansır. Bazen açıkça görülür, bazen de sadece hissedilir.
Bir şarkının melodisinde…
Bir şiirin kelimelerinde…
Bir sahne performansındaki duruşta…
Mardinli sanatçılarda da bu durum sık görülür. Çünkü çocukluk anıları, aile hikâyeleri ve yaşanılan coğrafya insanın sanat anlayışını şekillendirir.
Mesela İzmir’de arkadaşlarımla otururken biri eski bir şarkı açtığında herkesin yüz ifadesi değişiyor. Daha önce hiç konuşulmayan anılar ortaya çıkıyor.
“Bu şarkıyı babam dinlerdi.”
“Bu parça bana çocukluğumu hatırlattı.”
“Bunu duyunca eski mahallem geliyor aklıma.”
İşte sanatın büyüsü burada.
Bir insanın kişisel hikâyesi, başka insanların anılarına dokunabiliyor.
Mardinli Kürt sanatçı kimdir? sorusuna farklı bir bakış
Sadece ünlü isimleri değil, görünmeyen sanatçıları da hatırlamak
Bazen sanatçı kelimesini duyunca aklımıza hemen televizyon ekranındaki, büyük sahnelerdeki insanlar gelir.
Ama aslında sanat her yerde vardır.
Mahallede güzel sesli amca…
Düğünlerde saatlerce yorulmadan çalan müzisyen…
Kendi yazdığı şiirleri kimseye göstermeyen genç…
El emeğiyle sanat üreten insanlar…
Bunların hepsi kültürün taşıyıcılarıdır.
Ben bunu düşündüğümde biraz utanıyorum açıkçası. Çünkü bazen sosyal medyada birkaç saniyelik videolar arasında kaybolurken, yanı başımızdaki gerçek hikâyeleri kaçırabiliyoruz.
Telefon elimizde:
“Bir dakika bakayım.”
Yarım saat sonra:
“Ben buraya neden geldim?”
Modern insanın küçük trajedisi.
Ama sanat tam tersine bizi durdurur.
Bize bakmayı, dinlemeyi ve hatırlamayı öğretir.
Mardinli sanatçıların genç kuşaklara etkisi
Bugünün gençleri geçmişle gelecek arasında bir köprü kurmaya çalışıyor. Bir yandan dünya müziklerini dinliyor, diğer yandan kendi kültürlerinden gelen sesleri keşfediyor.
Bu çok değerli bir durum.
Çünkü kültür, müzede duran eski bir eşya değildir.
Yaşayan bir şeydir.
Yeni nesil sanatçılar geleneksel ezgileri modern yorumlarla birleştirerek farklı yollar deniyor. Bu da kültürün devam etmesini sağlıyor.
Bir arkadaşım geçenlerde bana şöyle dedi:
“Eski şeyler gençlere hitap etmiyor artık.”
Ben de dedim ki:
“Eski olan her şey sıkıcı olsaydı, büyükannelerimizin tarifleri hâlâ bu kadar popüler olmazdı.”
Çünkü bazı şeyler zaman geçtikçe değer kazanır.
Mardin’den dünyaya uzanan sanat yolculuğu
Mardinli Kürt sanatçı kimdir? sorusunun cevabını ararken aslında daha büyük bir hikâyeye ulaşırız.
Bu hikâye; bir şehrin hafızasıdır.
Bir annenin söylediği ninnidir.
Bir dedenin anlattığı eski olaydır.
Bir gencin kurduğu hayaldir.
Sanatın en güzel tarafı da budur. Bir insan kendi hikâyesini anlatırken aslında milyonlarca insanın duygularına dokunabilir.
Mardin’in sanat dünyasına kattığı değer de tam olarak burada ortaya çıkar.
Taş sokaklardan yükselen sesler, yıllar geçse bile kaybolmaz.
Çünkü gerçek sanat sadece kulakta değil, insanın içinde iz bırakır.
Ve belki de en güzel tarafı şudur:
Bir gün İzmir’de bir sahilde otururken, elimde çayla yine hayatı fazla düşünürken bir Mardin ezgisi duyabilirim.
Büyük ihtimalle önce duygulanırım.
Sonra beş dakika sonra telefonumu ararım.
Çünkü insan bazen tarihin derinliklerine dalarken bile günlük küçük telaşlarını yanında taşır.
Ama zaten hayatın güzelliği de biraz burada değil mi?
Hem geçmişi hatırlamak…
Hem bugünü yaşamak…
Hem de kaybolan telefonu bulunca kendini dünyanın en başarılı insanı gibi hissetmek.
Grandeamore olarak “Mardinli Kürt sanatçı kimdir” konusunda sizlere faydalı olabildiğimizi umuyoruz. Diğer içeriklerimizi de incelemeyi unutmayın!